Saban Ortaoğu Politikaları Merkezi’nin Middle East Memo isimli yayın organının Şubat 2010 tarihli 15. sayısında yayınlanan bir harp oyununun analizi oldukça ilgimi çekti ve Türkçe’ye çevirip, burada yayınlamayı uygun gördüm. Adı “harp oyunu” olmasına rağmen, bizim sitedeki Harp Oyunları bölümüne uygun düşmeyen bu yazıyı, Strateji ve Taktik bölümünde yayınlıyorum. İyi okumalar.OSİRAK’IN DÖNÜŞÜ: İRAN NÜKLEER PROGRAMINA DÜZENLENEN BİR İSRAİL SALDIRISININ KRİZ SİMÜLASYONU
Kenneth M. Pollack
14 Aralık 2009’da Brookings Enstitüsü’ne bağlı Saban Ortadoğu Politikaları Merkezi, İran nükleer tesislerine karşı olası bir İsrail saldırısının sebep olacağı diplomatik ve askeri krizi konu alan bir günlük bir simülasyon düzenlemiştir.
SİMÜLASYONUN YAPISI
Simülasyon, üç hamle şeklinde düzenlenmiş ve üç ayrı ülkeyi temsilen üç ayrı takım oluşturulmuştur. Birinci takım Amerikan Ulusal Güvenlik Konseyi’ni, ikinci takım İsrail bakanlar kurulunu, üçüncü takım ise İran Ulusal Güvenlik Konseyi’ni temsil etmektedir. Amerikan takımı hükümet ve orduda yüksek mevkilerde bulunmuş on kişiden oluşmuştur. İsrail takımı İsrailli siyasetçilerle yakın temasları olan ve daha önceden İsrail’de yaşamış/ bulunmuş altı Amerikalı uzmandan oluşmuştur. İran takımı ise daha önceden İran’da yaşamış/ bulunmuş, İran’dan Amerika’ya iltica etmiş ve daha önceden ABD hükümet bünyesinde İran’la ilgili görevlerde bulunmuş altı Amerikalı uzmandan oluşmuştur.
AÇILIŞ HAMLELERİ
Simülasyon başlamadan önce, simülasyonu yöneten “Kontrol” takımı, ABD ve İran takımına simülasyonun henüz İsrail saldırısının yaşanmadığı bir kriz esnasında başlayacağını bildirmişlerdir. Ancak, gerçekte İsrail’in olası bir saldırısından önce ABD ve İran’ın herhangi bir erken uyarıya sahip olmayacaklarını düşünen Kontrol, simülasyonu bütün takımlara İsrail’in İran’a saldırdığını haber veren raporlar ileterek başlatmıştır. Raporlarda, saldırının sebebinin İran ve P5+1 arasındaki görüşmelerin sonuçsuz kalması, BM’nin İran’a yeni sembolik yaptırımlar uygulamadaki başarısızlığı ve İsrail’in eline geçen ve 2 gizli İran nükleer tesisinin varlığını haber veren istihbarat bilgisi olarak gösterilmiştir. Ayrıca Kontrol, İsrail’in saldırıdan önce ABD’ye haber vermemesini uygun görmüştür.
En başta ABD takımının çoğunluğu İsrail’in saldırıdan önce kendilerine haber vermemesine karşı açıkça sinirlenmiştir (ayrıca Kontrol’e de, bunun gerçekçi olmadığını söyleyerek sitem etmişlerdir). Ancak simülasyonun ilerleyen safhalarında ABD ekibi, eğer İsrail saldırıdan önce, son dakikada bile kendilerine haber vermiş olsa, saldırıyı iptal etmelerini isteyeceklerini itiraf etmişlerdir. Ayrıca ABD takımının bazı üyeleri, İsrail’in kendilerine önceden haber vermemesinin, kamuoyuna ve İran’a karşı saldırıyı tasvip etmediklerini ve kendilerinin de haberdar edilmediklerini söylerken tamamiyle haklı olabilmelerini ve ileride izlenecek Amerikan stratejisi için büyük bir avantaj sağladığını belirtmişlerdir. Ayrıca ABD takımının çoğu üyesi, eğer İsrail kendilerine haber verse ve kendilerinin onaylamamasına rağmen bu saldırıyı gerçekleştirse, daha çok sinirleneceklerini söylemişlerdir. Sonuç olarak, ABD takımının üyeleri, zaten oldukça karışık olan ABD-İsrail ilişkilerini daha da karışık hale getireceği için, İsrail’in kendilerine haber vermemesini daha gerçekçi bulmuştur.
*Bir katılımcı, İsrail saldırısının ABD için sürpriz olmasının zor bir durum yarattığını, ancak ABD’nin göstereceği tepkinin İsrail için sürpriz olması sonucunda işlerin daha kötü hale geleceğini söylemiştir. Aynı katılımcı “Çatışma başladıktan sonra ilişkileri yeniden inşa etmek için çok geç olacaktır.” demiştir.
Gerçekte İsrail’in İran nükleer programına saldırısının minimum hasardan, yarım düzine çok önemli tesisi imha etmesine kadar bir çok sonucu olabilir. Kontrol, İsrail saldırısının İsrail için olabildiğince başarılı olmasına karar vermiş ve İsrail’in yer altı tesislerini de vurabilecek bir mühimmatı gizlice geliştirdiğini varsaymıştır. Bunun yapılmasındaki ana amaç İsrail’in istediği bir sonuç alıp, İran’a maksimum oranda hasar vermesini sağlamaktır.
SALDIRIYA KARŞI ABD VE İSRAİL TEPKİSİEn baştan beri ABD ve İsrail takımları mevcut duruma karşı farklı yaklaşımlar benimsemişlerdir. Yaşanan saldırıdan sonra, tüm simülasyon boyunca iki raraf arasında çok büyük bir gerilim yaşanmıştır. İsrail, düzenlediği saldırının; Batı ülkelerinin İran’a baskı uygulamaları, İran’ı zayıflatmaları ve belki de mevcut rejimi devirmeleri için büyük bir fırsat yarattığına inanmakta ve ABD’yi de bu konuda ikna etmeyi ummaktadır. ABD ise tam tersine, İsrail tarafının Pandora’nın Kutusu’nu açtığını düşünmekte ve bunu en kısa sürede kapatmanın hayati olduğuna inanmaktadır.Sonuç olarak İsrail takımının bu başarılı saldırının başarısını daha da artırmak için yaratıcı fikirler üretmelerine mukabil, ABD takımı onlara, büyük bir soruna yarattıklarını, ABD bu sorunu temizlerken kendilerinin hiç bir şeye karışmayıp köşelerinde oturmaları gerektiğini farklı şekillerde iletmiştir.
İki tarafın bu farklı yaklaşımları aralarında bir husumet oluşmasına sebep olmuştur. İsrail takımı, ABD takımını stratejik açıdan kör, sabit fikirli, altın bir fırsatı kaçırmak için uğraşan, kendini beğenmiş ve anlayışsız olarak görmektedir. ABD takımı ise İsrail takımını vahşi, disiplinsiz, gerçeklere karşı kör, kibirli, toy ve çıkarcı olarak görmektedir. Kontrol, ABD takımının İsrail saldırısına ve İsrail’in saldırı sonrası gösterdiği tutuma karşı verdiği duygusal tepkinin, krizin ilk safhasında İran’a karşı aşırı hassas bir yaklaşıma sebep olup olmayacağını merak etmektedir.
*ABD ve İsrail takımları, İran’ın nükleer programına yapılacak bir saldırıyı birbirlerinden ne kadar farklı göreceklerini hesaplamak zorunda ve ilk temaslarında bunu göz önünde bulundurmak zorundadırlar. ABD ve İsrail arasındaki bu sürtüşme, saldırgan tutuma sahip İran takımının işine yaramıştır.
En baştan beri ABD takımı, İsrail’in ne İran’a karşı, ne de İran’ın dostu olan Lübnan ve Filistin’e karşı başka bir askeri operasyona yeltenmemesinde ısrarcı olmuşlardır. ABD takımı iki tarafı da sakin olmaya çağırmış ve gerilimin kendi kontrolü dışında tırmanarak ABD’yi bölgede yeni bir savaşın(özellikle de İran’a karşı Washington’un isteği dışında yaşanacak bir savaşın) içine sürüklemesine engel olmaya odaklanmıştır. Ama diğer yandan, ABD takımı kendisini İsrail’in korunmasına adamış, bu doğrultuda İsrail’e Patriot bataryaları ve AEGIS savaş gemileri konuşlandırılmıştır. Ayrıca İsrail ve ABD hava kuvvetlerinin ortak hareket edebilmesi için yeni bir komuta kontrol sistemi kurulmuştur. İsrail takımı bu şartları, hali hazırda İran füzeleri, Hizbullah roketleri, az sayıda da olsa Hamas roketleri ile vurulmaya başlamış olmasına rağmen ve terör saldırılarına mağruz kalmasına rağmen kabul etmiştir. İsrail takımı bazı İran hedeflerine karşı, İran’a ilk saldırısından önce planlayıp beklemeye aldığı bazı gizli operasyonları hayata geçirmiştir ancak bunun dışında en çok darbe yiyen taraf kendisi olmuştur.
Bu sırada ABD takımı sert bir şekilde İran ile temas kurmaya çalışmaktadır. Görünürde bu girişimin amacı bir ateşkes sağlamaktır, ancak bazı ABD takımı üyeleri krizin sebep olduğu sıradışı durumun Washington’ın Tahran ile olan ilişkisini şekillendirmeye yarayacağını umduklarını bildirmişlerdir. ABD takımı farklı kanallar aracılığıyla Tahran’a gönderdiği her mesajında saldırıdan haberi olmadığını ve saldırıya hiç bir şekilde karışmadığını ısrarla vurgulamıştır. Ayrıca, İsrail’i savunacaklarını, ancak İsrail’den başka bir askeri operasyona kalkışmamasını talep ettiklerini de vurgulayarak, İranlı yetkililerle masaya oturup düşmanlıklara son vermek istediklerini bildirmişlerdir.
ABD ve İsrail takımının bazı üyeleri, İsrail’in amacının İran’la bir savaş başlatıp, ABD’yi bu savaşı sonlandırmaya mecbur bırakmak olduğunu iddia etmişlerdir. İsrailli üyelerin hepsi bu görüşe katılmamakla birlikte, bir kısmı buna şiddetle karşı çıkmışlardır. Yine de İsrail’in ilk saldırısından sonra ABD, İsrail’in İran’a daha fazla zarar verecek askeri gücü olmadığı için ve Washington’un krizin yarattığı gerilimi düşürmeyi ümit etmesi dolayısıyla İsrail’i iyiden iyiye devre dışı bıraktığı bir gerçektir.
*İsrail’in saldırısının, ABD liderliğinde daha büyük bir askeri harekatı tetiklemek amacıyla, düşüncesiz bir hesapla yapıldığını ispat edecek herhangi bir emare olmasa da, İsrail’in İran karşısındaki kabul edilemez stratejik durumu yüzünden mevcut stratejik vaziyeti biraz sarsıp ABD’nin İsrail’in mevcut ikilemini çözmek için olaya müdahil olmasını ümit etmesi muhtemeldir. Yine de simülasyon böyle bir senaryonun mümkün olduğunu iddia etmemekle birlikte, belki mümkün olabileceğini varsaymıştır. ABD takımı İsrail ve İran’a karşı politikasını belirlerken bunu göz önünde bulundurmalıdır.
SALDIRIYA KARŞI İRAN’IN TEPKİSİİran takımı, bu sebepsiz yere gelen saldırıya(ve sebep olduğu küçük düşürücü zarara) karşı duyduğu öfkenin yanında, İran nükleer programının yok edilmesinin getirdiği sıkıntıya rağmen uzun vadede İran’a fayda sağlayacak bir çok fırsat sağladığını düşünmüştür. İran takımı; İsrail’i zayıflatmak ve İsrail’in saldırının bedelini ağır ödeyeceğini göstermek için, yine ABD’nin bölgedeki etkisini zayıflatmak ve ABD müttefiği ülkelere saldırılar düzenleyerek ABD’nin kağıt bir kaplan olduğu izlenimini yaratıp, eğer İran’a cephe alacak politikalar izlerlerse onların da ağır bir bedel ödeyeciğini göstermek için ve İran’ın gelecekte bölgedeki etkisini artırmak için yeni fırsatlar doğduğunu görmüştür. Simülasyon süresince İran takımı, nükleer tesislerinin kaybını telafi etmek hatta, daha büyük kazanımlar sağlamak için, sürekli artan bir şekilde bu hedefleri gerçekleştirmeye çalışmıştır.
İran takımının eylemleri bu bahsedilen amaçlar çerçevesinde gerçekleşmiştir. İran takımı, büyük bir stratejik amaca sahip olmayan ve tamamen İsrail’e acı çektirmek amacı güden, geniş çaplı bir eylemler bütünü için düğmeye basmıştır: İlk başta Dimona Nükleer Araştırmalar Merkezi’ne balistik füzelerle saldırmak, ve sonra balistik füzelerle İsrail hava üslerini vurmak, Hizbullah ve Hamas’ın İsrail’in nüfus yoğunluğu olan merkezlerine füze saldırıları düzenlemelerini sağlamak, Abkaik’teki Suudi Arabistan’ın petrol işleme tesisine füze saldırısı düzenlemek ve Suudi Arabistan’ın doğu bölgelerindeki sorunlu Şii nüfusun Suudi rejimine karşı ayaklanmasını sağlamak. Ayrıca saldırının hemen ardından İran takımı Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’ndan(Nuclear Non-Proliferation Treaty) çekildiğini duyurmuş ve Avrupa genelinde terörist saldırılar düzenleyerek Avrupa devletlerinin kısa vadede olmasa da uzun vadede İsrail ve ABD’ye cephe almasını sağlamaya çalışmışlardır.
İran takımının Suudi hedeflere yönelik saldırısı belli bir açıklama gerekliliği doğurmuştur. İran takımı, İsrail savaş uçaklarının Suudi hava sahasını kullanmasını, İsrail ve Suudi Arabistan’ın işbirliği yaptığı şeklinde yorumlamıştır. Kontrol, gerçek hayattaki İran yönetiminin çoğu konuda paranoyak ve komplo teorilerine meyilli olmasını göz önünde bulundurarak, İran takımının böyle bir sonuca varmasına müsade etmiştir. İlginçtir ki, İran takımı, petrol tesisleri de dahil olmak üzere Suudi hedeflerine saldırabileceğini ve ABD’den herhangi bir askeri karşılık görmeyeceğini düşünmüştür. Aslında sınırı aşmışlardır ancak ABD’nin krizin başından beri takındığı dengeli tutum, İran’a işi daha da ileri götürmesi için cesaret vermiş ve en sonunda ABD’nin kırmızı çizgilerini aşıp, en başından beri kaçındıkları askeri karşılığı almalarına neden olmuştur.
*İran takımı ABD’nin kırmızı çizgilerini hassas şekilde ölçmeye özen göstermiştir. Hamlelerinin birine karşı sert bir direniş görmeyince daha da ileri gitmişlerdir. Ta ki en sonunda ABD’nin kırmızı çizgilerini aşana kadar. Gerçek hayatta İran yönetiminin Suudi hedeflerine saldırmadan önce daha temkinli davranacağını düşünsek de(özellikle 1980’lerde İran’ın Körfez bölgesindeki petrol tesislerine karşı saldırılarına karşı ABD tepkisini göz önüne alarak), bu yine de saldırgan bir İran yönetiminin, ABD’nin “eşit mesafeli”, “dengeli” veya “tarafsız” olarak gördüğü yaklaşımları, krizi tırmandırmak için birer davetiye olarak algıladığının göstergesidir. (Tabii ki, daha az saldırgan bir İran yönetimi; ABD’nin tutumunu, kırmızı çizgilerini belirtip, onları korumak amaçlı değil de, bir kötü niyet belirtisi olarak görürse, aynı şekilde krizi tırmandırmaya niyetlenebilir.)
İran takımının bu kadar saldırgan davranmasının nedenlerinden biri de İsrail’in saldırısının başarısıdır. İran takımının bazı üyelerine göre, İsrail’in saldırısının İran nükleer programını yok etmesi, İran üzerindeki bir çok baskının kalkmasına sebep olmuştur. İran takımı üyeleri, “Bu noktada, kaybedecek bir şeyimiz olmadığını gördük. Çünkü İsrail, bizim en çok değer verdiğimiz ve kendisinin de yok etmeye muktedir olduğu yegane şeyi ortadan kaldırmıştı ve bize daha fazla zarar veremezdi.” diye belirtmişlerdir. Ayrıca, eğer İsrail’in saldırısı daha az etkili olsaydı (gerçeğe daha yakın ihtimal) ve nükleer programın bir kısmı saldırıdan kurtulsaydı, tutumlarının daha temkinli olabileceğini belirtmişlerdir.
*Gerçekte İsrail diğer değerli hedefleri(İran petrol tesisleri veya İran’ın lider kadrosu gibi) tehdit edebilirdi ama İsrail’in bunu yapabilecek gücü bir çok etken tarafından sınırlandırılmıştı. Sonuç olarak İran’ın simülasyonda gösterdiği tepki gerçek hayattaki İran yönetiminin göstereceği tepkiyi yansıtabilir. ABD, İran’ın nükleer tesislerine yapılacak bir saldırının İran’ı saldırganlaştıracağını kabul etmelidir. Gerçekten de, İran’ın saldırgan bir tutum benimsemesi nükleer programının büyük hasar aldığının belirtisidir. Daha temkinli bir tavır benimsemesi ise, tesislerin daha az hasar gördüğü ve İran’ın yeni bir saldırıyı provoke ederek ilk saldırının başaramadığını ikinci bir saldırının başarmasına engel olmak istemesi olarak yorumlanabilir.
İran takımına göre; ABD takımından gelen dengeli mesajlar, özellikle de yüz yüze görüşme talepleri, ABD’nin temkinli davranması, İsrail’in de askeri operasyonlarını durdurması (tabii ki ABD’nin talepleri üzerine) tamamen zayıflık belirtisi ve/veya İran’la çatışmaktan kaçınma çabasıydı. İran takımının bazı üyeleri bu durumu Washington’ın Ortadoğu'da yeni bir savaşa girmekten kaçınma çabası olarak algıladıklarını söylemişlerdir. İran takımının hangi görüşü benimsediği bir yana dursun, ABD’nin açıklamalarının ve tutumunun kendilerini daha saldırgan davranmak için cesaretlendirdiğini belirtmişlerdir.
*ABD’nin açıklamaları ve tutumunun sadece İran değil, İsrail ve krize taraf olan diğer ABD mütefikleri tarafından yanlış yorumlanması muhtemeldir. Sonuç olarak ABD kesin mesajlar vermeli ve bu mesajları sürekli tekrarlamalıdır. Bir ABD takımı üyesinin dediği gibi “anlatılmak istenenler, karmaşanın içinde kaybolmaktadır.”
*Washinton tarafı Amerikanın basiretini, belirsiz de olsa ortaya koymaları gerektiğini anlamalıdır. Amerikanın açıklamaları ve eylemleri, yanlış anlaşılmaları engellemek için sürekli birbiriyle paralel olmalıdır. Bu, askeri güç kullanmaya hazır olmaktan ziyade, ABD hedeflerinin açık seçik belirtilmesiyle alakalıdır.
Bu çok saldırgan İran takımının, Irak ve Afganistan’da ABD için yeni sorunlar yaratmaya girişmemesi veya doğrudan ABD hedeflerine saldırmaması dikkate değerdir.
*İran takımının ABD hedeflerine doğrudan saldırmaması, İran’ın İsrail ve ABD’nin eylemlerini birbirinden ayırdığının göstergesi olup, ABD’nin İran’a verebileceği zarardan dolayı ABD’yi İran ve İsrail arasındaki bir çatışmaya taraf olarak sokmayı istememesi muhtemeldir. Ancak bunun yine de olası bir krizde Tahran yönetiminin tutumunu yansıtıp yansıtmayacağı şüphelidir.
İSRAİL’İN İKİLEMİ
Simülasyon süresince Kontrol, İsrail’in durumunu artan bir şekilde sancılı ve riskli hale geldiğini görmüştür. Daha önceden belirtildiği üzere, İran ve müttefikleri, düzenledikleri misillemelere karşı İsrail’in askeri bir cevap vermemesinden cesaretlenmişlerdir. İran Şahab-3 füzeleriyle İsrail hedeflerini vurmaya devam etmiştir. Füzelerin verdiği zarar küçük çaplı olsa da, İsrail hükümeti, medya tarafından İsrail’in caydırıcılığını zedelemekle suçlanmıştır.
Ancak, her gün 100’e yakın kısa menzilli roketle İsrail’in kuzeyine ve yarım düzine uzun menzilli roketle Tel Aviv ve Hayfa’ya düzenlenen Hizbullah saldırıları daha etkili olmuştur. Roketler az sayıda can kaybına neden olsa da, İsrail ekonomisini felç etmiştir. İsrail takımının bir üyesi ABD takımının bir üyesine durumu şöyle anlatmıştır: “Nüfusumuzun üçte biri 7/24 yeraltı sığınaklarında yaşıyor.” Yine yüzbinlerce İsrailli Tel Aviv ve Hayfa’yı terketmeye başlamış, bu da ekonomi üzerinde roket saldırılarının maddi etkisinden çok daha büyük bir etkiye sebep olmuştur.
Bu olaylar karşısında İsrail takımı ABD’ye ya bir şey yapması, ya da saldırılara karşılık vermesi için kendilerine izin vermesi yönünde baskı yapmaya başlamıştır. Simülasyonun sonunda, ilk saldırının sekiz gün ardından, İsrail takımı Hizbullah’a karşı eyleme geçmesi için ABD’den izin almıştır ama ABD takımı İsrail’in doğrudan İran’a yönelik herhangi bir karşılık vermesini istemediklerini belirtmiştir.Sonuç olarak, İsrail takımı son bir hamleyle, roket saldırılarını durduramasa da, azaltmak için Lübnan’a 48 saat boyunca özel kuvvetler ve hava kuvvetleriyle bir yıldırım taarruzuna girişmiştir. İsrail takımı, bu taarruzun başarısız kalabilmesi ihtimaline karşı, Lübnan’daki Hizbullah’ı tamamen ezmek için daha geniş çaplı bir hava-kara müşterek harekatının hazırlıklarına girişmiştir. İsrail hala İran’ın balistik füzeleri tarafından vurulmaktadır ama bu durumu engellemek için bir şey yapamamaktadır. Ayrıca, saldırıdan öncekine oranla daha şiddetli(yine de görece daha az kayba sebep olan) terör saldırılarına maruz kalmaktadır.
*Simülasyonun gösterdiği en önemli noktalardan biri de, İsrail’in İran’a karşı olası saldırısından sonra, Lübnan’daki Hizbullah’a ve Gazze’deki Hamas’a karşı geniş çaplı anti-terör operasyonları düzenlemek zorunda kalması tehlikesiydi. Bu özellikle, geçmişte bu iki örgüte karşı büyük çaplı operasyonlar emreden sağ hükümetler için geçerliydi. Bu durum, eğer İsrailli bir başbakan, özellikle de sağ görüşlü bir başbakan, İran nükleer programına bir saldırı planlıyorsa, Lübnan ve Gazze’ye karşı geniş çaplı operasyonları göze almak zorunda olduğu anlamına geliyordu.
SONUÇ
Daha önceden de söylediğimiz gibi, ABD’nin İran’a ulaşma çabaları ve sürekli devam eden İran misillemelerine karşı İsrail’in bir şey yapmasına engel olmaya çalışması, İran takımı tarafından ABD nezdinde bir zayıflık belirtisi olarak algılanmıştır. Sonuç olarak İran takımı, ABD’den bir karşılık görmeden İsrail’e ve ABD’nin bölgedeki müttefiklerine ne kadar zarar verebileceğini görmek için saldırıların dozunu sürekli artırmıştır. En sonunda da, ABD takımının kırmızı çizgilerini aşmışlardır. İran, 2nci hamlesini yaparken, Suudi Arabistan’ın Dahran bölgesine balistik füzelerle saldırı kararı almış ve Hürmüz Boğazı’nı mayınlamaya başlamıştır. İki eylem de yıkıcı sonuçlar doğurmamış, ancak bir tanker ve bir Amerikan mayın temizleme gemisi mayınlara çarparak ağır hasar almıştır. Petrol fiyatlarında da geçici bir yükseliş yaşanmıştır. Yine de, bu eylemler ABD’yi harekete geçmeye zorlamıştır.
*Kontrol ve İran takımı bu iki eylemin de gerçek hayatta İran rejiminden beklenecek bir tutumdan daha saldırgan olduğunu ve mevcut duruma göre de zamansız olduğunu bildirmişlerdir. Yine de ABD’ye, İran’a karşı göstereceği dengeli bir yaklaşımın İran tarafından yanlış yorumlanacağını göstermiştir.
Simülasyon, ABD’nin İran’la temas kurma girişimlerine son vermesi, Körfez bölgesine büyük bir askeri yığınağa girişmesi ve Hürmüz Boğazı’nı temizlemeye ve Körfez’deki petrol ticaretini korumaya(gerekirse güç kullanarak) angaje olması ile sonuçlanmıştır. ABD’nin hamleleri sinirden ziyade üzüntüyle yapılmışsa da, eğer oyun bir kaç hamle daha uzamış olsa, İran’ın nükleer programının kaybının üstüne, bir de Hürmüz Boğazı çevresindeki tüm kara ve deniz birliklerinin imha edilmesiyle noktalanması muhtemeldir.
*Amerika’nın bu güç kullanma kararının, İran’ın sıradışı(belki de gerçek dışı) saldırgan tutumundan kaynaklandığını belirtmek gerekir. Eğer İran takımı daha az saldırgan olsaydı, ABD’nin İran’a karşı direkt bir askeri müdahelede bulunmayacağı düşünülebilir. İran nükleer programını kaybetmiştir ama buna mukabil bir kaç önemli kazanımı olmuştur. Simülasyonda İran takımı iç muhalefeti tamamen ortadan kaldırmış ve İsrail’i çok müşkül bir durumda bırakmıştır.(Ne kadar müşkül bir durum olduğu İsrail’in Lübnan’daki harekatıyla ortaya çıkacaktır ama bu simülasyonun sınırları dışındadır.) İran yönetiminin, ortaya çıkan bu sonuçları zafer mi yoksa yenilgi mi olarak algıladığını söylemek imkansızdır.








9 yorum:
Anlaşılmıyacak birşey yok bu durumda. Abd ve israil yine birlikte hareket ederek iranı rahatlıkla alt edeceklerdir.Bu açık seçik ortadadır.Ama ne kadar sürer nasıl gelişir bu bir kaostur önceden hesaplanamaz.Bence şimdiden abd ve israil ikilisi tarihin gelmiş geçmiş en büyük hava taarruzunu çok hesaplamaya başlamışlar ve sürekli de güncelliyorlardı.Bu öyle bir hava saldırısı olacak ki savaş anlayışında yeni bir çığır açabilir.
israil tarafından gerçekleştirilen bu harp oyunu oyuncuların seçimi açısından da düşündürücüdür. İsrail hasmı olan İran ve Abd dışında hiç bir ülkeyi muhatap almayacağını açıkça belirtmiştir. Her ne kadar senaryonun 1. ve 2. hamleleri son derece gerçekçi olsada daha sonraki aşamalar için belirtilen fikirler ancak yüzlerce açılımdan biri olabilir. İsrail sonuç itibariyle kendisi için son derece olumlu bir tablo çizmiş yapmış olduğu saldırının bir savaşa dönüşmeyeceğini ufak bir çizikle kurtulabileceğini düşünmüş.Çok bariz hatalarından biri İran ın böyle bir saldırıyı beklemediği ve açıkça baskını uğrayacağı yönündeki önyargısıdır. İran defalarca kez saldırıya uğradığı takdirde anında cevap vereceğini bildirmiştir. Ayrıca oyun askeri olmaktan ziyade siyasi sonuçlara ve kararlara odaklanmış oysa İran ın kararları siyasi olmaktan ziyade askeri olacaktır diye düşünüyorum. İsrail İran a böyle bir saldırıyı göze alıyorsa ya sen ya ben temelleri üzerine odaklansa iyi olur. ( Zaten bu tür simülasyonlar en uç noktada planlanırsa daha yerinde olur.)yoksa vatandaşlarını tatile göndermekle işlerin kapanacağını sanmak tatlı bir hayal olur.
size ve okuyucularınıza saygılarımla
Fritz Bronsart von Schellendorf
İsrail le ilgili olarak bütün arap devletlerinin görmemezlikte ısrar ettiği stratejik bir zayıflık var. Oda İsrail ordusunun ve halkının uzun erimli bir savaşa dayanamayacağı gerçeğidir. İsrail araplarla yaptığı bütün savaşlarda kaynaklaranın sonuna geldiği zaman barış masasına oturmuş ve masadan avantajlı dönmeyi herzaman başarmıştır. Dikkat edin bütün muharebeler en az 3 gün en fazla 1 ay cereyan etmiştir ortadoğuda. Zaten sınırlı olan kaynakları tükenme noktasına geldiğinde ister istemez bu böyle olacaktır. Arap devletlerinin savaşı kazanmakatan ziyade rejimlerini korumak için ordularına ihtiyaç duyması ve komuta kademelerini profesyonel askerlerden ziyade kendilerine sadık dalkavuklardan seçmesi İsrail in ekmeğine her zaman yağ sürmüştür. Ama işin İran ayağı bu sefer farklı olacaktır diye düşünüyorum her ne kadar kara muharebeleri yaşanmasada İran kolay kolay pabuç bırakmayacaktır. Ancak Amerika birleşik devletlerinin ezici askeri gücü işin içine girerse durum değişebilir bence.
Saygı ve esenlik dileklerimle
Alper Başaran
Evet Yom Kippur Savaşında ki tank ve zırhlı araç sayısı ll.Dünya Savaşın daki Kursk muharebesinden bile fazladır.
İsrail ve Arap devletleri ile cereyan eden savaşlardaki asker sayısı kağıt üzerinde bile İsrail in 3 te birine yaklaşamamıştır. İsrail Savaşta topyekün organize olabilirken Araplar kısıtlı savaşları tercih etmektedir
Suriye ordusundaki subayların tamamı nüfusun 10 da birini teşkil eden şiilerden oluşmaktadır. Arapların tek derdi rejimlerini korumaktır.
Durum böyle iken İkinci bir Osiris ve ya Osirak yaşanırsa İsrail yine durumu lehine çevirmeyi bilecektir. Hatırlanacak olursa F 16 larla yapılan bu saldırı tam bir başarı sağlamıştı. İlginçtir Ürdün Kralı sarayında otururken uçakları geçerken görmüş telefonla durumu Irak a bildirmişti. Ama yinede saldırı engellenememişti.
Okuyucular kusura bakmasın yuhh diycem artık . Yani sen bu kadar vurdum duymaz olursan İsrail in yaptıkları az bile. İlgilenen okurlar varsa ayrıntılı bilgi "Siyah Beyaz Gri " internet sitesinden edinilebilir
Sevgi ve saygılarımla
Dilekhan Uygur
Yorumlar gerçekten etkileyici. Bende nacizane Arap-İsrail Savaşları ile ilgili bir anektodu paylaşmak isterim.
--Altı Gün Savaşları nda İsrail Hava Kuvvetleri radar menzilinin altında uçarak Mısır Hava Kuvvetleri ni yerdeyken imha etmeyi başarmıştı. Sanılanın aksine Mısır stratejik olarak böyle bir saldırıyı bekliyordu. Çünkü radarları tüm Mısır ı kontrol edemiyor ve dahası İsrail in savaş uçaklarının radar menzilinin altında uçma ihtimali bulunuyordu.(zaten böyle oldu )Mısır bu problemi bertaraf etmek için stratejik noktalarda ikili kortejler halinde devriye gezen savaş uçakları kullanmaya karar verdi. Uçaklar İsrail hava kuvvetlerini tek başlarına durduramasalarda (sahlp oldukları radarlar vasıtasıyla kara radarlarnın aksine yerdeki kamyonları bile görebiliyorlardı )görsel temas sağlayarak olası bir baskın ihtimalini ortadan kaldıracaklardı. Ancak İsrail hava kuvvetleri sürüler halinde Mısır havaalanlarına yaklaşırken ortalıkta devriye gezen uçak yoktu. Çünkü pilotlar o esnada Mossad ajanı iki fahişe (kelime için özür dilerim) ile gönül eğlendiriyordu. Uçuş görevlerine yarım saat geç kalmışlardı. Bu yarım saatlik boşluk İsrail in işini görmesi için yettide artti bile. Savaşın an meselesi olduğu bir ortamda bu pilotların görev ve sorumluluk duygusu gerçekten göz yaşartıcı deği mi? Durum böyle iken ben kadınların ajan olduğundan bile şüpheliyim. Araplar bi daha İsrail e kafa tutarken şu veciz sözü kafalarına kazısalar iyi olur "Bir milletin şerefi cephedeki askerlerinin omuzlarındadır."
Sayın Mehmet Fatih Baş buna benzer birkaç olay daha anlatmak isterim. Ama göz ardı edilen tarihi aptallıkları söylerken İsrail propagandası yapmakla itham edilmek istemem. Ayrıca sizi ve sitenizide zan altında bırakmak istemem. Ama bir mahsuru olmadığını ve okuyucularınızın ilgilenebileceğini düşünüyorsanız onlarıda burada paylaşmak isterim.
(Anlatacağım olaylarla ilgili bir çok kaynak göstereceğime emin olabilirsiniz)
Esenlik dleklerimle
Selçuk Yüncü
Öncelikle yorumlar için okuyucularımıza teşekkür ederim.
Selçuk Bey,
Sizin bahsettiğiniz 6 Gün Savaşı'nda yaşanan hava saldırısının Mısır Hava Kuvvetleri'nin "boş anı" olarak nitelendirebileceğimiz, havada hiç bir uçağınını bulunmadığı yarım saatlik süreye denk geldiği doğrudur. Fakat işin içine subayların gönül eğlendirmesinin girdiği konusunda daha önceden bir şey duymadım.
Bu "boş an"ın sebebinin, fahişelerden ziyade, Mısır Hava Kuvvetleri'nin devriye uçuşu planlamasındaki feci bir hatadan kaynaklandığını bir kaç yerde okumuştum. Zaten İsrail de, saldırının aylar öncesinden itibaren kendisini bu yarım saatlik süre için hazırlamış ve yer personelini de sortiden üsse geri dönen uçakları en kısa sürede tekrar uçuşa hazırlayıp, hemen geri havalandırma konusunda eğitmiştir. Zira 200 uçakla(o dönem İsrail Hava Kuvvetleri'nin toplam uçak sayısının 212 olduğunu hatırlatalım) yaptıkları saldırıda uçaklar işi tek sortide halledemeyeceklerdi.
Bir de tabi Mısır'ın, ordusunun içine sızan isyancıların Sina'da konuşlanan birlikleri teftişe giden generallerini taşıyan uçağı düşürmesinden korktuğu için hava savunma sistemlerini tamamiyle devre dışı bırakması vardır.
Selçuk Bey, konunun askeri boyutu ile ilgili yazdığınız yazılar var ise, burada sizin isminiz altında yayınlamaktan mutluluk duyarım. Nasıl Nazi Almanyası'nın askeri başarılarını anlatmak bizi Nazi yapmıyorsa, İsrail'in askeri başarılarından bahsetmek de bizi İsrail taraftarı yapmaz.
Bu arada sayın Alper Başaran ve Dilekhan Uygur'un dikkat çektiği Arap ordularının savaştan ziyade rejimi korumaya odaklanmış olmaları konusuna da sonuna kadar katılıyorum. Önceden olaya hiç bu noktadan bakmamıştım.
Selamlar
Fatih
Elinize sağlı çok faydalı bir site hazırlamışsınız. İSrail Hizbullah Savaşı ile ilgili çalışmanız var mı?
İsrail Devleti yaptıkları planlarla ABDyi emrivaki karşısında bırakmayı ve kendi lehine kullanmayı hesaplıyor ama evdeki hesap herzaman çarşıya uymaz. İsrail denilen toprak parçası İranIn füzalarinin menzili içindedir . Muhakkak kiİRan da buna göre bir B planı uygulayacaktır .
İsrail Mısır'a karşı hava taarruzlarını Doğudan Sina üzerinden değil Akdeniz üzerinden yani kuzeyden yapmıştır.Uçaklar deniz yüzeyinden 200 metrelik yüksekliği aşmadan radar kapsama alanı dışına çıkarak tam bir baskın taarruzu yapmışlardır . Bunu harp tarihinde değişik şekilde uygulayan Yavuz >Sultan Selim'in stratejisinde görürüz. Ridaniye de ağır toplarla savunulan dağlık mevzinin arkası dolanarak düşmana ağır darbe indirilmiştir.(1517)
İsrail'li subaylar harp tarihini de biliyorlardı.
Yorum Gönder