Perşembe, Eylül 23, 2010

Felluce Muharebeleri (2): Görünmez Öfke Harekatı


Müteyakkız Çözüm Harekatı’ndan sonra kurulan Felluce Tugayı tam bir fiyasko olmuştu. Personelin bir çoğu, ABD tarafından verilen silahlarıyla birlikte firar etmişti. Felluce halen direnişçilerin elindeydi ve devamlı taze kuvvetler geliyordu. Direnişçiler yaz mevsimini, Sovyet izleri taşıyan derinlemesine bir savunma hazırlamakla geçirdiler.

OPERATION PHANTOM FURY - GÖRÜNMEZ ÖFKE HAREKATI (7 Kasım - 23 Aralık 2004)

Ekim ayı geldiğinde şehirde çatışmalar yoğunlaşmıştı. Amerikalı komutanlar ilk saldırıdaki gibi yüksek sivil zayiatı yüzünden doğacak bir halkla ilişkiler kabusu yaşamamak için, saldırıdan önce şehre gıda ve su girişini keserek sivil halkın şehri terketmesini sağlamaya çalıştılar. On binlerce sivil şehri terkedip çöle ve yakın şehirlere sığındı. Ancak binlercesi şehri terkedecek durumda değildi veya şehirden ayrılmayı istemiyordu. Alınan bütün önlemler ve yapılan hazırlıklardan sonra, komutanlar şehri geri almak için yapacakları taarruzu başlatmadan önce, yaklaşan başkanlık seçimlerinin neticelenmesini beklediler.

Safha I (Hazırlık)

Doktrin gereği, öncelikle şehir tamamiyle kuşatılarak, şehrin dışarıyla bağlantısı kesilecekti. Ama bu sefer, bu iş için bir önceki harekata nazaran daha büyük çaplı bir kuvvet görevlendirildi. Deniz piyadeleri ve kara birlikleri iki görev kuvveti olarak yeniden organize olacaklardı ve yirmidört saat aralıksız sürecek bir muharebe temposuyla düşmanı hızlı bir şekilde mağlup edeceklerdi. Bu plan yapılırken, düşmanın bu tempoya ayak uyduramayacağı bekleniyordu. Irak hükümetinin onayıyla, Amerikan birliklerine Irak Ordusu birlikleri de katıldı. Bunların görevi muharebe alanının temizlenmesine yardım etmek, direnişçilerin kimliklerini belirlemek ve siyasi yönden hassas hedefler olan camilerle hükümet binalarını ele geçirmekti.

Yaklaşan harekatı desteklemek için deniz piyadelerinin lojistik grupları bir kaç ayrı yere “demir dağlar” adını verdikleri ikmal depoları kurdular. Her tabura iki gün yetecek kadar erzak ve cephane dağıtılmıştı. Helikopterler yirmidört saat yaralı tahliyesi yapacak şekilde hazırlanmış ve her birliğe yeterli sayıda tercüman verilmişti.

Harekat Tertibi

Araç kontrol noktaları kurularak sivillerin kontrollü şekilde şehri terk etmeleri sağlanmış ve şehre giren yollar kontrol altına alınmıştı. RCT-1’e(Regimental Combat Team – Alay Muharebe Timi) bağlı birlikler şehrin güney bölgesine doğru bir aldatma taarruzunu kalkarak, Müteyakkız Çözüm Harekatı’ndaki taarruza benzer bir taarruz yapılacağı izlenimi yaratmaya çalıştılar. Komutanlar direnişçilerin dikkatini güneye çektiklerine emin olduktan sonra RCT-1 şehrin kuzeyine doğru ilerleyerek RCT-7’nin yanındaki yerini aldı. Topçu hazırlık ateşi ve yakın hava desteği, tali hasarı önlemek amacıyla en az seviyede tutuldu. İronik bir şekilde, zaten şehrin halkının büyük kısmı şehri terketmişti.

Şehir üzerindeki hava sahasının kalabalık olacağını öngören komuta kademesi, helikopter, uçak ve insansız hava araçlarının kullanımı için doktrin dışı bir uygulmaya gitmek zorunda kaldı. Her alay muharebe timine birer hava irtibat subayı verildi ve birliğin bulunduğu hava sahasını kontol etme yetkisi sadece bu subaylara verildi.

Safha II (Detaylı Harekat Tertibi)

Deniz Piyadesi Hizmet Destek Grubu 31 tarafından, Nisan Safha Hattı (PL April) boyunca bulunan dört yol bendinde gedikler açmak üzere D7 zırhlı buldozerleri getirildi.

7 Kasım

Deniz piyadeleri ve Stryker piyade timlerinden oluşan 2nci Tugay Muharebe Timi şehrin etrafını tamamen kuşattı. Saat 19:00’da Kurt Sürüsü Görev Kuvveti (Task Force Wolf Pack) Felluce Hastanesi’nin ele geçirmek üzere yarımada boyunca bir taarruza kalktı. Iraklı 36ncı Komando Taburu ve Navy SEAL(ABD Donanması özel kuvvetleri) birlikleri hastaneye konuşlanarak yaralı sivillerin tedavisini yürüteceklerdi. Brooklyn Köprüsü, ana köprü ve Fırat üzerindeki diğer ufak köprüler de kısa sürede ele geçirildi. Şehrin yakınlarındaki Tekaddüm Havaalanı’nda konuşlanan 2nci İnsansız Hava Filosu(“Bekçi Köpekleri”) yerdeki birliklerin gözü kulağı olmuştu. Taarruzda karşılaşılan zayıf direniş zırhlı araçlar ve AC-130U hava desteği sayesinde ortadan kaldırıldı.

Safha IIIA (Taarruz)

8 Kasım

7nci Alay 2nci tabur(2-7) ve 2nci Alay 2nci Tabur(2-2) birliklerinin zırhlı unsurları ilerlemeye çalışırken, şehrin kuzeyindeki demiryolu hattına bir kaç tane 1000kg’lık bomba atıldı. Deniz piyadeleri zırhlı birliklerin hemen arkasından ilerliyorlardı. Ufak birlik taktiklerinin yaratacağı baskın unsuru ve esnek muharebe imkanlarıyla, direnişçilerin kara verme mekanizmasını çökertmeyi ve düşmanın karşılık vermesine imkan sağlamayacak kadar hızlı hareket etmeyi planlıyorlardı. Komuta kademesi 200 düşman hedefini onaylamıştı ama Koalisyon komutası, tali hasarı minimumda tutmak için sadece 20 hedefe saldırılması için emir vermişti.

Topçu ateşi, belirlenen sızma noktalarını örtmeye yararken, yakın destek ve düşmanın gerisindeki komuta merkezini vurmak için de kullanılıyordu. Top ateşi ayrıca, birliklerin güzergahlarındaki mayınlı bölgeleri ve patlayıcı madde ile hazırlanmış tuzakları ortadan kaldırmak gibi doktrin dışı görevlerde de kullanılıyordu. Hedef tayini; ateş açılmayacak sahalar, kısıtlı ateş sahaları ve koordineli ateş hatları yadımı ile yapılıyordu. İnsansız hava araçları en ön hattaki birliklerin ötesini de görerek hem topçuya hedef tayini yapıyor, hem istihbrata görevini görüyor, hem de muharebe alanının gerçk zamanlı haritasının muhafaza edilmesini sağlıyordu.

RCT-1, direnişçiler tarafından siperler, barikatlar ve patlayıcı düzenekleri ile tahkim edilmiş Colan bölgesini ele geçirmeye çalıştı. Mayınlar ve patlayıcı tuzaklar Amerikan ilerleyişini yavaşlatıyor ve yer yer güzergahını değiştirtiyordu. Yüz metre uzunluğa sahip M58 mayın temizleme patlayıcı şeritleri sık sık en ön hatta getirilerek geçiş güzergahını açmak için kullanılıyordu. Bazı direnişçiler Irak Ordusu üniformaları giyiyorlardı ama üzerlerinde hücum yeleği olmadığından hemen tespit edilerek etkisiz hale getiriliyorlardı. Koalisyon birlikleri hızlı şekilde binalar arasında ilerleyerek direnişçilerin tahkimatlarını ve silah depolarını ele geçiriyorlardı.

5nci Alay 3ncü Tabur(3-5), Fırat nehri boyunca ilerleyerek binaları tek tek temizliyordu. Tabur, yanyana ilerlyen üç bölükten oluşuyordu. Bu bölüklerin her biri 2nci Tank Taburu’na bağlı ikişer tank, Humvee’ler ve amfibi taarruz araçları ile desteklenmişti. Bir tek tim aynı anda iki apartman bloğunu tarıyordu. Timin iİki mangası iki ayrı kanadı koruyor ve bu iki manga üçüncü mangaya destek ateşi sağlıyordu. Üçüncü manga da tarama işini yapıyordu. Deniz piyade timleri, binaları tararken genelde birbirinden ayrı hareket ederlerdi. Ayrıca bir bölgeyi ele geçirip orayı tutmak yerine, devamlı daha derine doğru hareket halindeydiler. Top ateşi ve M1 tankları inatçı direniş olan bölgeleri susturmaya yarıyordu. Belli bölgeler “serbest atış bölgeleri” olarak belirlenmişti ve o bölge içinde hareket eden her şey meşru hedef kabul ediliyordu.

Tabur 2-2, az nüfusa sahip Askari bölgesine yapılan taarruzun öncü birliği olarak Ana İkmal Hattı’nı(Main Supply Route – MSR) güvence altına almıştı. RCT-7 ise Saad bin Ebu Vakkas ve El Hadra el Muhammediye camilerindeki direnişçi komuta merkezlerine doğru ilerlemeye çalışıyordu. Daha sonra içinde Felluce Emniyet Müdürlüğü, belediye binası ve Irak Ulusal Muhafızları karagahı olan Hükümet Merkezi’ne doğru ilerledi.
Şehrin kuzeyindeki Mobile Hattı’nda, alay ve tabur ikmal merkezleri, ambulans değiştirme istasyonu ve geçici esir kampı kurulmuştu. Piyade taburları, şehir içinde ikmal nakliyatı ve yaralı tahliyesi için amfibi taarruz araçlarını kullanıyorlardı. Ancak bu araçların ince zırhı, muharebe görevleri için uygun değildi. Bir çok amfibi taarruz aracına personeli tarafından ek zırh monte edilmişti.

9 Kasım

Deniz piyadesi ve kara birlikleri şehir merkezini ele geçirdiler ve Fran Safha Hattı’na(PL Fran) ulaştılar. Direniş kuvvetleri güneye doğru çekilirken tecrübeli savaşçılar binaları tahkim ederek direnmek için geride kaldılar. Deniz piyadeleri binalarda direnen bu savaşçılaı bol miktarda C-4 ve el bombası kullanarak etkisiz hale getirdiler. Temizlenecek çok fazla bina olduğu için, deniz piyadelerinin toplam zayiatının üçte biri bu sırada verilmişti.

10 Kasım

ABD birlikleri ve Irak güvenlik güçleri Colan bölgesini tamamen ele geçirdiler ve Fran Safha Hattı’nın ötesine belirlenen süreden önce geçtiler. 8nci Alay 1nci Tabur(1-8), Bill Safha Hattı’nı(PL Bill) geçerek Muhammediye Camii’ndeki direnişi bastırmak ve burada bulunan silah deposunu ele geçirmek için altı saat çatıştı. Hükümet merkezi ve fuar alanı kısa sürede düştü. Güneybatıdaki Resala ve Nazal mahallelerindeki koalisyon güçleri sert bir direnişle karşılaştılar.

11 Kasım

Tabur 2-2, sanayi bölgesi ve Queens bölgesine ilerlemeye çalışırken, Tabur 1-8 de şehrin güneyi ile ortası arasına sıkışan yüzlerce direnişçiyi imha etmeye çalışıyordu. Disiplinli, iyi organize olmuş ve umutsuz duruma düşmüş düşmana karşı, deniz piyadesi zayiatları iyice artıyordu. Başlarda taarruzları örtme ve aydınlatma amaçlı kullanılan beyaz fosfor mermileri şimdi saldırı ve psikolojik savaş amacıyla kullanılmaya başlanmıştı. İnatçı direnişçiler önce beyaz fosfor ile bulundukları mevzilerden dışarı çıkmaya zorlanıyorlar, sonra da patlayıcı mermilerle imha ediliyorlardı.

12 Kasım

Pizza Dilimi(Pizza Slice) içinde çatışmalar sürerken, Tabur 2-2 Şüheda bölgesinde köşeye sıkışmış olan ama kararlı şekilde tutunan direnişçilere karşı ev ev vuruşuyordu. Bazı durumlarda direnişçi tahkimatlarıyla sıfır mesafede RPG ateşi riski altında kalan M1A2 tankları geri çekilmek zorunda kalıyorlardı. Direnişçilerin kaderini ise çoğunlukla hava saldırıları belirliyordu.

13 Kasım

Koalisyon güçleri Felluce’nin büyük kısmını ele geçirmişlerdi. Geriye sadece bilerek müdahele edilmemiş direniş mevzileriyle, henüz aktif olmayarak kendini gizlemiş direniş hücreleri kalmıştı.

Safha IIIB (Arama ve Yok Etme)

14 Kasım

Koalisyon güçleri kuzeye doğru ilerleyerek kalan direnişi de ortadan kaldırmak ve silah depolarıyla patlayıcı atölyelerini ele geçirmek için harekete geçti.

15 Kasım

Koalisyon kuvvetleri Jena Safha Hattı’na(PL Jena) vardılar ve burada bir çok tünelle farklı binayı birbirine bağlayan bir yeraltı sığınak kompleksine saldırdılar. Irak Kızılayı’nın şehre girişi engellendi. Onun yerine şehrin dışındaki onbinlerce insana yardım ettiler.

16 Kasım

Felluce’nin tamamen ele geçirildiği ilan edildi ama Koalisyon güçleri hala tecrit olmuş direniş cepleriyle savaşıyorlardı. Bu sırada şehrin kuzeyindeki kordon ve arama görevi Irak Ordusu’nun 3ncü Tugayı’nın 6ncı Taburu’na verilmişti.

17 Kasım

Son topçu atışı icra edildi.

23 Aralık

Son direniş ceplerinin de yok edilmesiyle Irak’taki en kanlı muharebeler sona ermiş oldu.

Safha IV (Ara Geçiş)

Koalisyon güçleri şehirdeki enkazı temizlediler, patlamamış mühimmatı yokettiler ve altyapıyı onarmaya koyuldular.

Safha V (Yönetimin Devredilmesi)

Sivil idare yeniden tesis edildi ve temel kamu hizmetleri sunulmaya başlandı.

Görünmez Öfke Harekatı’ndan Alınan Dersler

İstihbarat: Psikolojik savaş ve istihbarat birimleri muharebenin şekillenmesinde büyük rol oynadılar. Dar meskun mahal ortamı, komutanları, durumu daha iyi anlamak için muharebeyi cephe hattından yönetmeye yönlendirdi.

Baskın Unsuru: Hızlı sızma harekatları, Amerikan ateş gücü ile komuta kontrol kademesinin lehine fayda sağlarken, direnişçilerin aleyhine oldu.

Karma Sınıflar: Müşterek birliklerin hızlı entegre olması planlamada avantaj sağladı. Piyade ve zırhlı birlikler müşterek gruplar halinde etkili oldular. Zamanında gelen topçu desteği, koalisyon kuvvetlerinin tahkim edilmiş direniş mevzilerini ele geçirmelerinde ve inatçı direnişi kırmalarında büyük fayda sağladı. Havan topları da en az topçular kadar etkili ve isabetli atışlar yaptılar.

Muharip Kuvvetler: Tali hasardan çekinildiği için GBU-38 ve AGM-65 Maverick gibi hafif ama isabet oranı yüksek silahlar tercih edildi. Ancak bazı durumlarda ağır mühimmatın yüksek oranda kullanılmasından da çekinilmedi.

Zaman Unsuru: Koalisyon kuvvetlerinin hızı kendi zayiatlarının fazla artmamasını sağlarken, direnişçilerin dengesini bozmuştu.

Tecrit: Amerikan birlikleri şehrin etrafında sıkı bir kordon oluşturmuşlar ve direnişçilerin dışarıyla bağlantılarını kesmişlerdi. Ama bu diğer yandan şehirdeki sivillerin insani yardımdan mahrum kalmasına sebep olmuştu.

Lojistik: Eğer muharebe biraz daha uzamış olsa, Amerilan birliklerinin ağır mühimmat stoğu tükenebilirdi.

Zayiat: %20’lik bir Amerikan zayiatı söz konusu olmuştur. Bu oran meskun mahal muharebeleri için normaldir. Yaralanan askerlerin %45’i birliklerine geri dönmüşlerdir.

Felluce’nin Ardından

Amerikan Ordusu Felluce’ye ilk düzenlediği saldırıdan çok şey öğrenmişti ve ikinci saldırısında bu öğrendiklerini uyguladı. Uzun vadede karışık bir netice aldığı söylenebilir. Diğer yandan Irak hükümeti, ülke içinde yaşanan şiddet olaylarına karşı kararlı şekilde mücadele edeceğini göstermişti ve Koalisyon güçleri meskun mahal muharebelerinde uyguladıkları teknikleri yenilemiş oldular. Ancak Felluce şehri muharebelerden büyük hasar almış olarak çıktı. Bazı bölgeleri yaşanmaz hale geldi. Altyapının yeniden inşaasının yavaş sürmesi durumu daha da kötü hale getirdi ve şehir halkını zor durumda bıraktı. Direnişçiler Felluce’de büyük darbe alsalar da, El-Ambar bölgesinde hala kuvvetliydiler. Bu tip savaşların genelinde olduğu gibi, direniş komutası başka zaman yeniden savaşmak amacıyla şehirden kaçmıştı.

İKİ TARAFIN MUHARİP KUVVETLERİ


ABD KUVVETLERİ


Komutan: Tuğgeneral Richard F. Natonski

Kuvvet: 6500 Deniz Piyadesi, 1500 Kara Kuvvetleri personeli, 2500 Deniz Kuvvetleri destek personeli

Zayiat: 70 ölü, 609 yaralı

I. Deniz Piyadeleri Seferi Kuvveti (IMEF) (Komuta Merkezi Camp Fellujah)

1nci Alay Muharebe Timi (RCT-1) (Papa Bear)

1nci Deniz Piyade Alayı, 3ncü Tabur (Thundering Third)

5nci Deniz Piyade Alayı, 3ncü Tabur (Dark Horse)

3ncü Hafif Zırhlı Keşif Taburu (Wolf Pack)

7nci Süvari Alayı, 2nci Tabur (Garry Owen)

7nci Alay Muharebe Timi (RCT-7)(Ripper)

8nci Deniz Piyade Alayı, 1nci Tabur (The Beirut Batallion)

3ncü Deniz Piyade Alayı, 1nci Tabur, Tabur Çıkartma Timi

2nci Alay, 2nci Tabur

1nci Süvari Tümeni, 2nci Tugay Muharebe Timi (Black Jack Brigade)

IRAK HÜKÜMET KUVVETLERİ

Komutan: Tuğgeneral Abdülkadir Mohan

Kuvvet: 2000

Zayiat: 18 ölü, 43 yaralı

KOALİSYON ATEŞ DESTEK PLANI

2700 metre mesafede: Uçak desteği

2500 metreye kadar: Topçu ve havan

600-800 metre: Yüksek irtifalı, düşük tehdit içeren görevler için helikopter desteği

0-450 metre: Helikopterle yakın hava desteği

Uçuş Kontrol Sahası sayesinde topçu ateşinin hava taşıtlarına engel olmasının önüne geçilmişti.

Koordineli Ateş Hattı sayesinde helikopter ve topçu ateşleri şehrin güneyine yoğunlaştırılmıştı.

DİRENİŞ KUVVETLERİ

Komutanlar: Ömer Hüseyin Hadid ve Tevhid vel Cihad Örgütü

Şehirdeki Siviller: 30000

Kuvvet: 1000 tecrübeli savaşçı, 2000 “part time” savaşçı (Muharebe öncesi 4000-5000 kadardılar)

Zayiat: 1000 ölü, 1500 esir, bir kaç yüz sivil öldü

Direniş Grupları: Müteyakkız Çözüm Harekatı’ndaki grupların aynısı


Kaynakça:

- Battle for Fallujah - David Higgins, Strategy and Tactics Magazine, Ocak/Şubat 2008, Sayı: 247

- No True Glory: A Frontline Account of the Battle for Fallujah - Bing West, Bantam Books, 2005

- http://www.globalsecurity.org/military/ops/oif-phantom-fury-fallujah.htm

- http://www.military.com/NewContent/1,13190,NI_0105_Fallujah-P1,00.html


Salı, Haziran 29, 2010

Napoleon: Total War İncelemesi (Ahmet Rıfat - PCLABS)

Ne demişti Napolyon? “Para, para, para“… Israrla üç kez vurguladığı para; tabii ki fakir-fukaraya, vakıflara yardım etmek için değildi. Onun hedefi Grande Armée‘ yi yani Büyük Ordu’ yu kurmak ve düşmanlarının alayını, çizmesi altında tepelemek içindi elbet (Napolyon sorunlu bir çocuk geçirmiş anlaşılan). Yalnız ve sadece Napolyon’ a ithaf edilen Napoleon: Total War’ a, ek paket olarak değil de başlı başına, ayrı bir oyun olarak satışa sunulduğundan ötürü serideki 6. TW oyunu diyebiliriz. Rome TW’ nin ek paketi Alexander (yani nam-ı diğer Büyük İskender) gibi değil ama bu kez, Napolyon daha fazlasını isteyen hırslı bir general, kral, imparator, diktatör… Napoleon TW, ek paketleri ve Warpath gibi İndirilebilir İçerikleri saymazsak 6. TW oyunu ama Empire dinamikleri üzerine inşa edildiğinden Empire ile oldukça güçlü akrabalık bağları var haliyle. Doğal olarak ETW’ yi rahat oynayanlar bunda da çok sıkıntı çekmeyecekler, aslında diğer TW oyunlarına aşina olanlar da sıkıntı çekmeyeceklerdir sadece olaylar iyiden iyiye barutlu silahlar çağında geçtiğinden ötürü bir süre alıştırma yapmak gerekiyor (eskisi gibi yalınkılıç dalmak yok denecek kadar az artık).

Burada durup bir nefes alalım. Bu oyun gerçekten başlı başına bir oyun mu? Yoksa genişleme pakedini bağımsız bir oyun diye mi sunuyorlar? Bunun cevabını yazı içinde bulmaya çalışalım. Öncelikle eğitim görevlerinin oyunda yer alması sebebiyle, ayrı ve kendi kendine yetebilen bir oyun havası mevcut ama oyuna girdiğinizde görüyorsunuz ki Empire’ ın daha kısıtlı bir zaman dilimine hitap eden ve az buçuk makyajlanmış hali var ortada. Madem yalnızca biraz geliştirme ve biraz değişiklik var neden bu kadar şaşaalı bir satış politikası yapıyorlar derseniz, Napolyon’ un yazının başında belirttiğim ünlü sözünü hatırlatırım. Neyse Empire’ ı hatmedenler bunda da zorluk çekmeyecekler bu yüzden eğitim görevlerinin oyunda bulunması hoşuma gitmedi. Yanlış anlaşılmasın 1778-1793 yılları arasında Napolyon’ un delikanlılık halini ve kariyerindeki ilk adımlarını görmemize ve hikayenin bütününün başlangıç tohumlarını atmamıza fırsat veren bir bölüm olmuş ama eğitim görevleri olduğu için oynanışı, oyunu “yıllardır oynayanlar için” sıkıcılıktan öte değil. Ben kamerayı sağa, sola götürmeyi biliyorum diyenler geçebilir. Yine de Total War sülalesine yeni katılanlar (hoş Total War’ a NTW’ den başlıyorsanız çok şey kaybediyorsunuz) veya tıfıl Napolyon’u görmek ve hikayeden biraz koklamak isteyenlerin göz atmasında beis yok. Eğitim görevlerini geçtiyseniz (ya da atladıysanız), esas hikayeye hazırsınız demektir.

Nedir peki esas hikaye? Napolyon’ un İtalya, Mısır ve Avrupa (esasen Rusya) seferleri ve son olarak da ünlü Waterloo savaşını içeren 3,5 ‘ dan 4 bölümlük bir hikayeden oluşuyor resmin bütünü (Waterloo yalnızca son savaş olarak yer alıyor o yüzden buçuk). Ayrıyeten Napolyon’ un ünlü savaşlarını tekrarlamanıza olanak veren Tarihi Muharebeler’ de (Historical Battles) oyunda yerini alıyor. Bunu belirttikten sonra hikayemize dönelim, Napolyon’ un yaptığı seferlere birer birer göz atalım, bakalım CA (Creative Assembly) bize neler hazırlamış?

KARIŞIK PİZZA, PAPA VE İTALYA

1796-1797 yıllarına denk gelen bu seferde İtalya seferi’nde Avusturya imparatorluğu ile kapışıyoruz. Fakat önümüzde bir engel daha var, Sardinya krallığı… Onları sorun olmaktan çıkarmak için başkentlerini almanız gerekiyor böylece Sardinya pes edecek ve kalan eyaletleriyle beraber size bağlı bir uydu devlet olacak. Bu işimizi kolaylaştıran bir unsur. Napolyon’ un altın yıllarının başlangıcına tekabül eden İtalya seferi’ nde farkedeceğiniz gibi esas görevinizin yanısıra irili-ufaklı yan görevler de alacaksınız. Bunları yapmanız lehinize, elbette yapmama ve ana göreve odaklanma gibi bir seçeneğeniz var, gönlünüze kalmış.
En hoşuma giden şey, sayısı azalmış birliklerimizin kendi şehirlerimizde veya bir general idaresindeyken (özetle kendi topraklamızda) yavaş yavaş eksiklerinin tamamlanması. Azalan asker sayımızın eski haline gelmesi için ordunuzun başında ya bir general olacak ya da bir şehrinizde bekleteceksiniz. Bu artış o an ordunuzun bulunduğu vilayetteki binalara göre (özellikle Supply Warehouse) değişebiliyor ve duruma göre az, orta veya yüksek oranda asker tedariği oluyor (birliklerinizin hemen altındaki kırmızı, turuncu ve yeşil artı işaretinden anlayabilirsiniz bunu). Tekrar hatırlatayım, başlarında bir general dahi olsa düşman topraklarında olan birliklerinizin sayısı tamamlanmıyor, aklınızda olsun.
Haritaya göz attığımızda bir farklılık görüyoruz, harita İtalya’ nın kuzeyine odaklanmış şekilde ve bu haliyle küçük gelebilir size ama eyaletler ve sınırları Empire’ a göre haliyle daha detaylı, aynı alanda daha fazla detay ve eyalet var anlayacağınız. Bu tarz iyi bence. ETW oynarken kocaman Anadolu’ da yalnız Ankara eyaletinin olması biraz sükut-u hayal meydana getirmişti bende, Napolyon’ da ise biraz kendime geldim çünkü daha küçük ölçekte daha fazla eyalet var. Yalnız bunun da eksi tarafı az evvel de bahsettiğim gibi harita kısıtlı ve dışına çıkamıyorsunuz, “Avusturya’ yı hallettik, e hadi Osmanlı’ ya çay içmeye gidelim” diyemiyorsunuz, üzücü ama gerçek bu. En iyisi; ETW ile NTW arası bir ana harita sistemi diye düşünüyorum ama yapımcılar ne düşünüyor orasını bilemem.

Acı ama gerçeklere devam edelim biraz. Bu ilk seferi içeren bölümde toplam 5 (yanlış okumadınız BEŞ) devlet var ve bunlardan yalnız 1 – 2′ si ile ticari antlaşma imzalayabiliyorsunuz, diğerleri amansız rakibiniz. Dolayısıyla antlaşma ile işi kotarırım diyorsanız ETW’ ye geri dönün. Kiminle ne kadar, ne süredir ticaret yaptığınızı gösteren ekran ile Kral ve dalkavuk pardon yardımcılarını gördüğünüz ekranın yerinde de poyraz yelleri esiyor. Buralarda epey sadeleştirme yapmış CA, ha bir de deniz savaşının D’ si de yok bu kısımda, hatırlatayım. Napolyon’ un izindeyiz ama bu kadar da adımı adımına takip edilir mi bilemiyorum? Bu ünlü imparator/diktatörleri konu olan TW mantığı bana garip geliyor biraz, zaten Alexander TW’ yi de sevmemiştim ama dur bakalım Napolyon’ un eline birkaç koz daha var, onları da oynasın sonra görüşlerimizi daha net ortaya koyarız.
Boşuna “lam bu Ar-Ge bölümü nerede?” diye ekranın sağına soluna bakmayın, Araştırmayla uğraşmanız caiz değil sanırım İtalya seferinde. Ar-Ge işini Mısır seferine saklamışlar dâhî(!) yapımcılarımız. Araştırma dediysem ETW’ deki gibi bir teknolji çınarı beklemeyin, araştırma geliştirme henüz fidan halinde. Mısır’ da araştıracağınız çok fazla araştırma mevcut değil ama İtalya’ dan iyidir yine de (ne hale düştük Ya Rabbim!)…
Neyse oyunda yapılan tüm kısıntılarla tüyleri yolunmuş kuşa dönen ilk seferimizi, alnımızın akıyla tamamlayıp ana görevi hallediyoruz ve hikayemizin ilk parçasını da tamamlamış oluyoruz. Dolayısıyla yapmamız gereken tek şey, 2. hikaye’ ye başlamak. Hadi başlayalım…

NİL, PİRAMİTLER VE ÇÖL SICAKLARI, AHAN DA MISIR

Napolyon Avusturya’ yı dize getirmiştir ama ondan daha büyük bir çakal vardır piyasada, İngiltere…. Napolyon, İngiltere’ ye doğrudan doğruya saldırmak yerine (o aralar Osmanlı’ yla arasının iyi olmasına rağmen) Mısır’ ı ele geçirip İngilitere’ nin sömürge yollarını yani kaynak ve para musluklarını kesme niyetindedir. Böylelikle kuvvetli İngiltere yerine zayıf bir İngiltere ile karşılaşmış olacaktı. Peki evdeki hesap her zaman çarşıya uyar mı? İşte orası muallak…

Evet burada hedefimiz Osmanlı himayesindeki Mısır’ a sefer düzenleyerek K. Afrika ve hafiften Ortadoğu’ ya giriş yapmak. İlerde Mısır’ ın ağabeyi yani Osmanlı İmparatorluğu ile de karşılaşıyoruz. Osmanlı, modern Nizam-ı Cedit askerleri ve kuvvetli topçularıyla küffara karşı koyabilecek kapasitede. Bu yüzden Mısır’ ın işi mümkün olduğunca çabuk bitirilmeli. Mısır’ a ek olarak haritanın aşağılarında konuşlanmış çöl bedevileri de ara ara yaptıkları akınlarla canınızı sıkabilir. Ondan daha seyrek olarak gelen ama daha büyük bir güç olan ve Kıbrıs’ a çöreklenmiş İngilizler ise olaya tuz, biber ekiyor. Burada da toplam 4-5 devletlik bir dünyayla sınırlısınız. Dolayısıyla diplomasiyi unutun ki zaten diplomasi tuşu da iptal edilmiş halde. E hadi hayırlısı…
Napolyon’ un haricinde Napolyon’ un ünlü kumandanları da oyunda yer alıyor. Her biri kendi gerçek portrelerine sahip bu generaller de nerdeyse Napolyon kadar etkili. Artık her generalin moral olarak etkilediği bir alan var ve bu savaş alanında gösteriliyor. Savaş esnasında generalinizin yapabildiği “rally” özelliğiyle kaçan birlikleri geri çevirebilir ya da “inspire” tuşuyla moral depolaması yapabilirsiniz . Savaş alanında ölen generaller haliyle moral bozukluğuna yol açıyor, bu yüzden generallerinizin sağlığına dikkat edin, terli terli su içtirmeyin, GDO’ lu ürünler yedirmeyip soğukta kalın kalın giydirin.

Napolyon ise ölmüyor, yaralı halde başkente kaçıp iyileştikten sonra tekrar yeşil sahalara dönebiliyor (bu kısım gerçekçilik iddiasındaki bir oyunda bana hayli ilginç geldi).
Mısır seferinde olay biraz daha zorlaşıyor hafiften. Bölgede İngilizlerin varlığı rahatsız edici çünkü donanmaları çok… Ne çoku? Çoook kuvvetli. Ufak boy gemilerden oluşan filocuğunuzla İngilizlerin hakkından gelebilirseniz ne âlâ. Bunun gibi haritada işinizi kolaylaştıracak farklı seçenekler mevcut. İngilizlerin kuvvetli donanmasını yok edip Kıbrıs’ ı ele geçirirseniz İngilizleri terk-i diyar etmeye zorlayabilirsiniz ya da Bedevilerin çölün tam ortasına kurdukları başkentlerini ele geçirerek sizi rahatsız etmelerini engelleyebilirsiniz. Ya da her ikisini birden yapabilirsiniz. Bu gibi yan görevler yine seçenek olarak sunulmuş, ama dikkat edin yan görevleri yapacağım diye fazlasıyla kasarsanız zaman sınırını aşıp ana görevi tamamlayamayabilirsiniz (her seferimiz için Napolyon’ un hayatına uygun olarak belli bir zaman dilimi olduğunu ve bu zaman dilimini aşmamamız gerektiğini söylemiş miydim?).
Ana görev- yan görevler derken her yere yetiştirecek kadar çok ordu ve birlik istihdam edemiyoruz, her bir birlik (özellikle elit olanları) ateş pahası, fazla fazla birlik yapmanız mali durumunuzu göçertebilir. Aynı anda taş çatlasa 3-4 ordu besleyebiliyorsunuz ki bu, hazinenizden hatırı sayılır bir miktarı toz edecektir.
İtalya seferine nazaran burada daha geniş seçenekler sunmuşlar yapımcılar sağolsun. Mesela azıcık da olsa deniz savaşlarını dahil etmişler ki oyuna, kendilerine ne kadar şükretsek azdır(!), İtalya bölümünde denizcilik 0 (Sıfır) olduğundan ticaret ve gemiler hak getire idi. Gerçi burada da deniz var olmasına var da “tek rakibim THY” misali yalnız ve sadece İngilizlerle aşık atmaya çalışıyoruz. Osmanlı pek rahatsız etmiyor, diğerlerini ise geçiniz…
Tedbirsizliğim sonucu İngilizlerin elinde, 74 topluk (ki benim elimdekilere göre canavar kalıyorlar) yaklaşık 10 küsur iri kıyım gemi olacağını hesap edemedim. Elimdeki (rakibinkine kıyasla) takadan az hallice 24 topluk savaş gemilerimle düşmana ölümüne daldıysam da nafile. Kısa süren, tek deniz muharebemde “denizleri İngilizlere bırakayım en iyisi” gibi dahiyane bir taktik geliştirdim, karaya çıkan İngilizleri temizlemek nispeten daha kolaydı nasılsa.
Denizleri ve gemileri geçelim karaya dönelim. Kara birliklerinde bu kez bir miktar artış var. İtalya seferinde 3-5 birlik yapabiliyorken burada (yöreye uygun yerel askeri birliklerin de dahil olmasıyla) seçeneklerimiz artış göstermiş, ne güzel! Yapımcılar önce var olanı kısıtlayıp ardından yavaş yavaş ferahlık ve mutluluk verme niyetinde anlaşılan. Bu seferde farklı olan şey, yöreye uygun askerler yapabilmeniz (yani sıcaktan pek etkilenmeyen Bedevi tarzı Fransız birlikleri) ama bunun için önce Bedevileri sindirmeniz gerekiyor, sonra yerel askerleri üretip sıcaktan korkmadan devam edebilirsiniz.
Mısır seferi esnasında kara savaşları daha hoşuma gitti. Bunda özellikle duman, rüzgâr ve toz gibi görsel etkilerin biraz daha göze hoş gelmesi de etkili ama özellikle çöl ortamı çok hoş olmuş (hoş orada olmak istemem). Etrafın bilmem kaç derece sıcaktan cayır cayır yandığını hissettiren bir ısı etkisi var NTW’ nin (görebilmek için Heat Haze özelliğini açın) ve bu, kesinlikle savaşlarda ve ana haritada hoş bir görsellik ve atmosfer sağlıyor.
Mısır seferini başarıyla bitirmemiz için Acre (Akka) ve Damascus (Şam) şehirlerini de ele geçirip son ve belki de en yorucu seferimize (Viyana, Berlin ve Moskova) yola koyulmamız gerekiyor ama burada duralım biraz. Gerçekte; Akka, Napolyon’ un kuşattığı ama ele geçiremediği bir şehirdi. Osmanlı’ nın gönderdiği iyi eğitimli Nizam-ı Cedid askerlerinin (ve İngilizlerin) de yardımıyla Cezzar Ahmed Paşa komutasındaki Akka birlikleri başarılı bir savunma ile Grande Armée’ yi durdurmayı başarırlar. Nedense tarihi gerçeklik için ilk iki seferimizde bizi ETW’ nin birçok faidelerinden mahrum bırakan yapımcılar burada neden böyle davranmışlar anlayamadım. Çok su götüren bir mesele olduğundan ötürü kısa kesip oyunumuza ve dahi 3. seferimize dönelim.

KÜRESEL SOĞUMA VE MOSKOVA

Bu son seferimiz olduğundan yapımcıların bize bir sürprizi var. Sıkı durun söylüyorum; oyunun artık tüm özellikleri açık! Düşünebiliyor musunuz? Gemi ve deniz ticareti yapabiliyor, onlarca farklı askeri birlikleri üretebiliyor, milli itibarınızı (prestige) görebiliyor, teknoloji fidanınız teknoloji ağacı haline gelmiş ve bir hayli araştırma yapabiliyor, hatta ve hatta tüm seçenekleri açık halde diplomasi bile yapabiliyorsunuz. Vooovv! Anlatırken bile yoruldum. Neyse espriyi kesip devam edelim. Bu kısım NTW’ nin tam anlamıyla Empire TW olduğu an, sevgili oyunseverler. Artık saçma kısıntılar yok; ETW’ yi nasıl oynuyorsanız, nasıl siyaset, ticaret, araştırma, savaş yapıyorsanız bu seferde de aynısını yapacaksınız. Yapımcılara ne kadar teşekkür etsek azdır (!)
Gemi ve savaş demişken oyunun bir yeniliği daha ortaya çıkıyor. Artık gemilerinize -savaş ekranında- tamir (repair) emri verebiliyorsunuz ve tayfalarınız başlıyor geminin sağını solunu düzeltmeye. Tabii bu esnada geminizin hareket edemeyip ateş edemeyeceğini belirtmeme gerek yok sanırım. O yüzden nerede tamir edeceğinize dikkat edin. Yine de bunun neden ana haritada yapılamadığı tuhafıma gitti, ana haritada gemilerin tamiri için illa bir limana gitmemiz lazım hâlâ.
Rakiplerimizin artması ve güçlenmesi sayesinde 3. seferimiz daha renkli (ve eğlenceli) geçiyor. Hmmm evet evet gerçekten keyf aldım diyebilirim… Önceki iki seferde ağzımıza bir parmak bal çalınmıştı, şimdi bal kavanozu önümüzde. Neyse haritaya göz atalım hemen… Bu kez Tüm Avrupa ile birlikte Asya’ nın çok küçük bir bölümü görüntüleniyor. Asya topraklarını kısmışlar tekrar edeyim. Öyle ki Osmanlı’ nın yalnızca Avrupa’ daki toprakları mevcut. Asya kanadı (seçimlerden önce harıl harıl inşaatların yükselmesi için) boş arazi olarak görüntüleniyor. Kıbrıs adası bile yok yahu! Koca ada gitmiş, yerin dibine batmış. Napolyon Avrupa seferinde Kıbrıs’ la ya da Asya ile meşgul olmadığı için biz de olmuyoruz, e adı üzerinde Avrupa seferi ama “ben de Napolyon değilim kardeşim”
Kısa ve net; Osmanlı imparatorluğu ile düşman olmamaya çalışın. Osmanlı’ nın Avusturya ve Rusya ile arasının limoni olması Napolyon’ un işine geldiğinden Osmanlı ile mümkün mertebe ticaret ve iyi ilişki kurun. Muhtemelen Osmanlı, en iyi ticaret geliri elde ettiğiniz devletlerden biri olacak. Biraz da duygusal meselelere (ne demişti Mon General?) ağırlık vererek Avusturya, İngiltere ve Rusya’ ya ticari ambargo (diplomasi ekranına yeni eklenen bu seçenek epey kullanışlı) uygulatabilirseniz ne âlâ!
Neyse La havle! diyerek Avrupa kısmına bakalım. Tepemizde pis siyasetleriyle ve donanmalarıyla Britanya, sağımızda ise sağlam kara ordularıyla Avusturya, Prusya ve Rusya gibi dişli rakipler bekliyor bu kez bizi. Strateji haritasında Osmanlı’ nın da dahil olduğu başka devletler de var fakat onlarla savaş yerine ticaret ve dostluğu tercih etmek gerek yoksa Moskova hayâl olur. Yalnız Moskova’ ya giden yolda öncelikli durağımız Viyana. Napolyon rakiplerini teker teker elemek istediğinden, biz de önce Viyana’ yı alıp Avusturya’ yı, sonra Moskova’ yı alıp Rusya’ yı saf dışı bırakmaya ve en üçkağıtçı düşmanımızı yani İngilizleri yalnızlaştırmaya çalışacağız.
Ancak gerçekte, Napolyon’ un dahi hesap etmediği olasılıklar vardı ve bunlar kendisine biraz pahalıya patladı. Dolayısıyla Viyana, Berlin ve Moskova’ nın ardından 4. ve son durak hiçbir zaman Londra olmuyor. Napolyon, Avusturya ve Rusya’ yı dize getirmek için yaklaşık 800.000 askerden oluşan dev Grande Armée’ yle Fransa’ dan yola çıkar. Önce Viyana’ yı ardından da (400.000 kişiye kadar -azalan- ordusuyla) Moskova’ yı kuşatıp ele geçirir geçirmesine de bu kendisine epey pahalıya patlar. Şehri müdafaa edemeyeceklerini anlayan Ruslar’ ın geri çekilirken tüm Moskova’ yı yakması Napolyon’ un hayallerini tuzla buz eder. Moskova’ da ordusunu barındıramayacağını anlayan Napolyon mecburen geri dönmeye karar verir. Lakin kışın iyice bastırmış olmasından ötürü Moskova yolunda zaten iyice azalmış olan Fransız ordusundan geriye kalanlar da dönüş yolunda telef olur ve tüm Grande Armée’ nin yokolmasıyla Napolyon çaresizce bir köşeye çömelip “Neden geldim Moskova’ya?” türküsünü çığırmaya başlar…
Birimlerimizin sayısının ve çeşidinin arttığını söylememe gerek yok sanırım. Daha fazla deniz ve kara birliği üretebiliyoruz. Üstelik Joachim Murat gibi ünlü Grande Armée komutanlarını da kontrol edebiliyoruz. Her Grande Armée generali üstün özelliklere sahip ve bu yüzden kıymetliler, canlarını boşa tehlikeye atmayın derim. Onları koruyup kollamanız kadar özelliklerini de iyi kullanmanız gerektiğini söylememe gerek yok ama hatırlatayım dedim. Örneğin Joachim Murat (her ne kadar eski çağlardaki kadar etkinlikleri olmasa da) süvari birliklerinde daha iyi iken, Napolyon topçu birliklerine kumanda etmede üstün niteliklere sahip. Topçu deyip geçmeyin, NTW’ de oldukça tehlikeli buldum topçuları. Güzel bir tepeye yerleştirdiğiniz bir miktar topçunun önündeki rakip birlikler uzun, orta ve kısa mesafede hayli zorlanacaklar emin olun.

Bu son seferimizde bir de Napolyon’ un en güvendiği, en has askerleri olan İmparatorluk Muhafızları’ nı kontrol edebileceksiniz (Imperial Guard). Fransız ordusundaki bu en elit birlikler, gerçekte Waterloo muharebesi hariç hiç geri çekilmemiş. Muhafızların Waterloo’ daki (ilk ve tek) geri çekilmeleriyle, tüm Fransız ordusunun morali bozuluyor, bu olay mağlubiyetin zeminini ve Napolyon’ un sonunu hazırlıyor.
Bu yazı hazırlanırken diğer İmparatorluk Muhafızları da DLC yani İndirilebilir İçerik ( İÇ desek olur mu?) olarak eklendi oyuna. Ben ise birlik sayıları sınırlı olduğundan elimdeki yegâne Old Guard (Yaşlı Kurtlar da diyebiliriz) birliğine gözüm gibi bakıyorum. Harika barut doldurma hızı, isabet ve moral değerleri olan bu tarz birlikler savaş alanında sizi 1-0 öne geçirecek emin olun. Tabii çar çur ederseniz o ayrı…
Size verilen görevlerle (Sahi Napolyon’ a kim görev verir yahu? Adam, imparator olmuş, aşmış gitmiş…) Moskova’ yı da ele geçirip Waterloo’ ya hazırlık yapıyorsunuz ve bu son muharebe ile Koalisyon Güçleri’ nin karşısına çıkıyorsunuz.

WATERLOO, KAÇINILMAZ SON…

İngilizler üçkağıtçı demiştim yukarıda, tekrarlıyorum. Moskova yolunda Grande Armée’ nin neredeyse yokolduğunu gören Koalisyon güçleri “fırsat bu fırsat” deyip Napolyon’ a… pardon Fransa’ ya dalarlar. Yeni ve güçlü bir ordu toparlamakta zorlanan Napolyon ise elindekilerle düşmanın karşısına çıkar. Fakat an gelir, İmparatorluk Muhafızları bile Koalisyon güçleri karşısında duramaz ve geri çekilir, diğer Fransız birliklerinin de morali bozularak pamuk ipliği gibi çözülür ve nihayetinde savaş kaybedilir (bunu gören Napolyon’ un, teessür ve hüzün içinde “hayallerim vardı uleeeeyn” diye bağırdığı rivayet edilir).

Waterloo buydu arkadaşlar. Fransız güçleri ile Koalisyon kuvvetlerine karşı koymaya çalışıyorsunuz, hepsi bu. Bildiğiniz savaş ekranında savaşıyorsunuz işte. Yukarılarda bir yerlerde bahsettiğim NTW için çıkan İÇ (İndirilebilir İçerik işte) ile birlikte Waterloo’ yu Britanya güçleriyle de oynayabiliyorsunuz, hayatınızda ne değişir bilemem artık? Aslında Waterloo muharebesinin, Tarihi Muharebeler (Historical Battles) kısmında olması gerekirdi ama önemine binaen göz önüne konmuş. Napolyon’ un acıklı sonuna tanıklık etmek isterseniz ki istersiniz, adamın hayatını nerdeyse birebir yaşadık, bu son harbi de yaparak vazifemizi (NTW’ nin hikaye kısmını) tamamlıyoruz ve Napolyon’ u “ortalığı birbirine katmış tarihi kişilikler” kervanına gönderiyoruz (NTW’ den sonra ise (beyhude de olsa) Hitler: Total War‘ ın çıkmasını bekliyorum dört gözle, Stormtrooper’ larım ile BlitzKrieg yapacağım da )
Hikaye kısmını bitirdiğinizde, dilerseniz aynı hikayeyi Koalisyon güçleri ile oynayabilir ya da Napolyon’ un ünlü muharabelerini yeniden yaşayabilirsiniz. Bunları da yapınca oyunun tekli oyuncu kısmı bitmiş oluyor ama NTW’ deki yeni bir seçenek nedeniyle oyundan farklı tadlar almaya devam edebiliyorsunuz. Nedir bu yeni özellik? Drop-in battles, yani oyundaki muharebelerinize kanlı canlı insanları da davet ederek zevkten çokgen olabilirsiniz. Ancak bunun için senaryoya başlamazdan evvel bu seçeneği işaretlemlisiniz ki insanlar muharebelerinize katılabilsinler.
BİRADER BU TARİH DERSİ Mİ? OYUN MU?

Evet tarihi gerçeklere elinden geldiğince ve oyunun yapısının izin verdiği oranda sadık kalmaya çalışmış sevgili CA. Oyun olması gereği bazı yerlerde de insiyatif kullanmış elbet, birebir gerçekçi olamazdı zaten. Bazı açılardan tarihi gerçeklere uygun yapılmak için ilk seferimizde kısıtlamalardan ötürü bir miktar sıkılsam da sonradan oyun gitgide açılıyor ve Total War serisine yakışır bir oyun haline geliyor. ETW’ nin ana haritasına kıyasla küçük olmasına (ve sadece Avrupa’ yı ele almasına) rağmen, özellikle son sefer gerçekten hoşuma gitti. ETW’ nin eksikleri giderilmiş, eklemeler ve geliştirmeler yapılmış hali olmuş iyice (Din faktörü gibi özellikler yok ama eksikliğini hissettiğimi söyleyemem).

Bundan gayrı hep hayâl ve merak edilen bir özellik de hayata geçmiş vaziyette. Artık ana haritada yapay zekayla değil insanlarla aşık atabiliyorsunuz ki fikir olarak çok zevkli ve harika bir şey. Lakin… haritada o kadar tur kim bekleyecek, kim üşenmeden oynayacak? O da ayrı bir muallak. Benim bile denemekten gözüm korktu, hele ki bu yoğunluğum arasında…

ETW’ de kullanılan grafik motoru elden geçirilmiş ve ufak tefek yeni etkiler eklenmiş. Özelikle rüzgarın; yaprakları, barut dumanını ağır ağır savurması (ve bu dumanının savaş alanına yayılması) çok hoşunuza gidecek diye düşünüyorum. ETW’ ye göre toz, barut dumanı ve ışık etkisi bir miktar daha iyi görünüyor. Ancak bunlardan daha fazla dikkatinizi çekecek şey mevsimlerin değişimi, geçişi olacak. NTW’ de Napolyon’ un seferlerini zamanında yapasınız diye 1 tur=2 hafta hesabı konulmuş (ETW’ de ise 1 tur= 6 aydı hatırlarsanız). Bunun bize getirisi zamanın daha ağır ilerlediğini ana haritamızdan hissedebiliyoruz. Sonbahar yani Eylül-Ekim-Kasım ayları hoş bir sarımsı ton ile kaplanırken harita, havada hafif bulutlanmalar da oluyor yer yer. Kışın ise hemen belli ediyor kendini hemen her yerin bembeyaz olmasından, hele haritaya yaklaşıp sisleri dağların arasından geçerken görmek hoş olmuş, diyebilirim ki harita canlanmış epey. En sevdiğim ise İlkbahar, yani Mart ve Nisan-Mayıs ayları (bunla ilgili bir kafiye mi vardı?). Toprağın yeşillenmeye başlaması ile görsel ziyafete tanık oluyor, kanınız kaynıyor ve sefere çıkasınız geliyor ister istemez. Yazın ise biraz kuruluk hissedeceksiniz haliyle (haritada yani). Hatta belki de benim gibi Mısır seferinde sık sık susayacaksınız. Özetle ben bu mevsim değişimi olayını sevdim, beğendim, bağrıma bastım, yerlere yattım, sevindim vs.

Peki bunun üzerinde neden bu kadar durdum? Çünkü artık saldırılarınızı o anki hava durumuna göre ayarlamanız gerekiyor. Çok soğuk ve çok sıcak iklime sahip bölgelerde savaşmadan evvel bir değil iki kez düşünün çünkü oralara adımınızı atar atmaz asker kayıplarınız başlayacak (ordu sancağında çıkacak olan kuru kafadan anlayabilirsiniz) ve o bölgeden çıkmadıkça ya da hava yumuşamadıkça asker kayıpları devam edecek, eğer bu tutumunuzda ısrar ederseniz Fransa’ nın Enver Paşa’ sı olabilirsiniz pekalâ.
Bu özellik ile TW serisinde gerçekçilik yönünde 1 adım daha atılmış demek oluyor. Bu yüzden seferlere sıcaklığın aşırı düşük veya yüksek olmadığı aylarda çıkın, bu aylarda ordunuzu ve şehirlerinizi güçlendirin. İlla sefere çıkacaksanız aşırı soğuk (veya sıcak) olmayan güzergâhlardan geçmeye dikkat edin (Avrupa yazın çok sıcak olmasa da yer yer çok soğuk bölgeler oluyor kış aylarında).
NTW’ yi aşağıdaki sistemde, yüksek detaylarda rahat ve pek takılma olmadan oynadım (ortalama 30-40 kare oranıyla). Gerçi zaten Total War serilerinde çok yüksek kare oranına da gerek yok çünkü oyun aşırı hareketli bir yapıda değil, 30 fps bile yeterli geliyor. Yine de şunu söyleyeyim, ultra detaylar için epey sağlam bir sisteme sahip olmalısınız . Oynadığım süre boyunca herhangi bir çökme ya da kilitlenme sorunu çıkarmayan NTW; nedense ara ara, hafif takılmalar yaşattı bana (ana haritada). Bu haliyle Empire TW’ nin ilk çıktığı ve sorunlu halini hatırlattı biraz ne yalan söyleyeyim. Gerçi Empire TW, zaman içinde çıkan yamalarla daha kararlı bir hal almış, daha akıcılaşmış ve daha keyifli bir oyun deneyimi sunmuştu. NTW’ de ise bu halin devamını beklerdim açıkçası, çünkü aynı grafik motoru üzerine inşa edilmiş olduğundan yapımcıların ilk oyundaki aksaklıkları düzeltmiş olması gerekirdi. “Her halûkârda ETW’ nin ilk çıktığı hali kadar kadar sorunlu değil” diyeyim de gözünüz korkmasın.

Yapay zeka mevzuu ise her zaman ki gibi aynı, yapay… Genellikle mantıklı hareketler yapıyor olsa da saçmaladığı anlar da oluyor, yine de ortadan hallice demek de beis yok.
Savaş alanına indiğinizde artık çok yer kaplayan arabirim yerine daha az yer kaplayan tek satırlı bir arabirimin olduğunu göreceksiniz ki bu yerinde bir değişim olmuş. Böylece savaş alanı için daha fazla yeriniz kalıyor ekranda.
ELVEDA NAPİ…

Napoleon Total War çeşitli açılardan ben de çelişkiler oluştursa da bu onun iyi bir strateji, iyi bir oyun olduğu gerçeğini gölgelemiyor elbet. Hoşuma gitmeyen daha doğrusu eleştirdiğim kısımlardan bahsedecek olursam eğer; en başta genişleme pakedi olarak satılabilecek bir oyunun başlı başına ayrı bir oyun olarak (üstelik nispeten yüksek fiyata) satılmasını yadırgadım. Elbette oyun firmaları parayla çalışan firmalar ama para merkeze indiği vakit eğlence azalır diye düşünüyorum. Üstelik tarihi gerçekçilik iddiasındaki bir oyunda ölümsüz ana kahraman (Napolyon yani) olması da mantıksızlık, Napolyon öldüğünde görevimiz de sona erebilir ve baştan başlayabilirdik pekalâ, en azından öbürü kadar saçma olmazdı. Napolyon’ un her adımını aynen atmamızı istemeleri de öyle. Napolyon İtalya’ da gemi kullanmadı diye ben de mi kullanmayacağım? Ya da Napolyon doğrudan Britanya’ ya saldırmadı diye ben de mi saldırmayacağım? Tarihe sadakat güzel ama sanırım bu tarz oyun tipi (liderin yaptıklarını aynen yap) bana uygun değil, ETW’ de ne rahattım oysa.

Yine de belirttiğim gibi bunlar bende çelişki ve karmaşa oluştursa da Napoleon’ u ETW’ nin daha rafine hale getirilmişi, daha cilalanmış ve özenilmişi olarak düşünebilirsiniz. Eksikler kapatıldığı gibi, geliştirmeler de yerleştirilmiş. Hem bir strateji oyunundan daha ne beklenir ki? Çok zeki olmasa da aptal da olmayan bir YZ (Yapay Zeka), iyi grafikler, sağlam sesler, eğlenceli oynanış ve mümkün mertebe taktik unsur (aklıma Starcraft geldi yine). Napoleon Total War bunların hepsini içinde barındırıyor ve ETW’ yle başlayan barut çağını daha da iyi hissetmemize olanak tanıyor. Strateji türünü seviyorsanız denemelisiniz, Total War hayranı iseniz durduğunuz kabahat.


* İşletim Sistemi: Windows 7 Ultimate 64bit
* İşlemci: AMD Phenom X3 8750 @2.7 ghz
* Ekran Kartı: Sapphire Radeon HD 4850 @675/2100
* Bellek: Patriot 2×2 gb DDR2 800 @900 mhz
* Ses sistemi: Altec Lansing FX4021
* Ses kartı: Creative Audigy 2 ZS

http://oyun.pclabs.com.tr/inceleme/napoleon-total-war-incelemesi/#more-9492

Bu yazıyı burada yayınlamam için dikkatime sunan Aybars İnci Bey'e teşşekür ederim.